“İçimizdeki boşluk ne kadar büyükse,
fark edilme ve önemli olma arzusu o kadar baskın,
statü ihtiyacı o kadar takıntılı hale gelir.”
— Gabor Maté
Gerçekten görülmek mi istiyoruz… yoksa dolmak mı?
Bazen insan sadece görülmek istiyor gibi hissediyor.
Fark edilmek…
Takdir edilmek…
Önemli hissetmek…
Ama bir yerde durup şunu sormak gerekiyor:
Gerçekten görülmek mi istiyorum,
yoksa içimdeki bir boşluğu mu doldurmaya çalışıyorum?
İşte bu soru kolay değil.
Ama çok gerçek.
İçimizdeki o boşluk…
Hepimizin içinde bir yer var.
Sessiz.
Bazen hafif sızlayan.
Bazen hiç hissettirmeyen ama orada olan…
Bu boşluk çoğu zaman bir eksiklikten değil,
görülmemiş duygulardan doğuyor.
Çocukken…
anlaşılmadığımız anlardan,
duyulmadığımız yerlerden,
olduğumuz gibi kabul edilmediğimiz deneyimlerden…
Ve biz büyüyoruz.
Ama o yer… bizimle geliyor.
Sonra ne oluyor?
Fark etmeden doldurmaya başlıyoruz.
Daha çok çalışarak…
Daha başarılı olarak…
Daha görünür olarak…
Daha “bir şey” olarak…
Belki sosyal medyada…
Belki işte…
Belki ilişkilerde…
Birileri bizi görsün diye.
Ama tuhaf bir şey oluyor…
Ne kadar görünür olursak olalım,
içerideki o his tam dolmuyor.
Statü neden yetmiyor?
Çünkü statü bir “gerçek değer” değil,
bir yansıma.
Kısa süreli iyi hissettiriyor, evet.
Ama sonra yine bir şey eksik kalıyor.
Ve insan fark etmeden şuna giriyor:
“Biraz daha…”
“Biraz daha…”
“Biraz daha…”
Ama o “biraz daha”nın sonu yok.
Peki o zaman ne yapacağız?
Belki de ilk kez duracağız.
Gerçekten.
Kaçmadan…
Doldurmaya çalışmadan…
Üstünü örtmeden…
Sadece bakacağız.
Ve kendimize şunu soracağız:
“Ben şu an gerçekten ne hissediyorum?”
İşte dönüşüm tam burada başlıyor.
Boşluk sandığın şey aslında bir kapı olabilir mi?
Belki o boşluk bir problem değil.
Belki bir işaret.
Belki de seni kendine çağıran bir yer.
Çünkü o boşluğun içinde aslında:
- Söylenmemiş duygular var
- Görülmek isteyen bir çocuk var
- Ve en önemlisi… sen varsın
Şefkat burada devreye giriyor
Kendine şöyle yaklaşmayı deneyebilirsin:
“Bende bir sorun var” demek yerine
“Bende görülmek isteyen bir yer var” demek…
Bu küçük değişim bile çok şeyi dönüştürür.
Çünkü o anda savaşmayı bırakıp,
kendinle ilişki kurmaya başlarsın.
Gerçek görülme nerede başlar biliyor musun?
Dışarıda değil.
Senin kendini gördüğün yerde.
Kendini duyduğunda…
Kendine alan açtığında…
Kendini yargılamadan tutabildiğinde…
İşte o an,
gerçekten görülmüş olursun.
Belki de mesele hiç “daha fazla olmak” değildi…
Belki mesele,
olduğun hâlinle kendine dönebilmekti.
Niyetim
“İçimdeki boşluğu doldurmaya çalışmak yerine
onu anlamayı seçiyorum.
Kendimi dışarıda aramak yerine
içimde bulmayı hatırlıyorum.
Ve kendime döndükçe,
zaten tamam olduğumu hissediyorum.”
Ben Gönül Yolcusuyum…
Kalbimin pusulasıyla yürür, gönlün çağrısını takip ederim.
Yolum içime, içimden sana akar.
Bu yüzden her buluşmamız:
Gönül’den Gönlüne bir yolculuktur. 💜